14 Temmuzda Ankara Tandoğandayız....

Gelincikleri çağırıyorum

Türkiye'nin her yerindeyim...Hava kurşun gibi ağır...
Anadolu mahzun,Rumeli mahzun, ben mahzun, biz mahzunuz...
Hallacı Mansur gibi çekilmişiz emperyalist mengenede, dardayız.Yüzseler derimizi sırtlanıp koşarız, ama çaresiziz evlatlarımızı öldürüyorlar...
Vatan, namus ve ahde vefa için,aslanlarımız can veriyorlar...
Musalla taşlarında hep bir bayrak yatıyor...
Al mı al...
Gözler kan çanağı...
Bir vatan ağlıyor.
Al mı al...
Analar suskun, babalar suskun...
Acı böyle mi gömülür yüreğe...
Aşkolsun sizi doğuran anaya aşkolsun...
Hepsi aynı sesle, aynı sözle nasıl seslenilir böyle:
"Vatan sağolsun"...
Acılarını içlerine gömüp, siperden sipere can yetiştirenler....
Aşkolsun sizelere aşkolsun....
Halamın kızı Mehtap, kocasını Hakkari'de teröre kurban verdiğinde yetimleri kucağında:
" Ağlamayacağım, ağlamayacağım" dediğinde, göz yaşlarımdan utanmıştım...
Levent'de camide o ana ,baba ağlayanları susturup:
" Ağlamayacağız, ağlamayacağız, teröristler yenilene kadar ağlamayacağız" dediğinde, kendimi tutamadım, bağışlasınlar beni...
Çaresizlikten değil asla, yanlış anlamayın , öfkemden. Böyle çaresiz değiliz biz, olamayız. Böyle sahipsiz değiliz...
Asla...
Aslaaa...
Musalla taşında hep bir bayrak yatıyor: Al...
Bir hilal uğruna yarab
Ne güneşler batıyor...
Al giyiyor kayalar al...
Hava kurşun gibi ağır,içimdeki adama bar bar bağırıyorum...
Nazım ustanın şiirini ,mırıl mırıl mırıldanıyorum.
Herkes bağırıyor, ama o bayrak sessiz,vakur, öylece, kimsenin erişemeyeceği bir yerde...
Bir oglen namazi vakti…
Musalla taşında yatıyor...
Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır, bağır, bağır bağırıyorum.
Koşun koşun bayrağı kaldırmaya çağırıyorum
O diyor ki bana :
- Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana...
"Deeeert çok, hemdert yok"
Yüreklerin, kulakları sağır...
Hava kurşun gibi ağır...
Ben diyorum ki ona :
- Kül olayım Kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam sen yanmasan, biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun koşun koşun
Musalla taşlarında bir bayrak al mı al,
Yanyana dizilmiş yatıyor
Her biri bir şehidi sarmış,yürekler kanıyor…
Koşun dostlar koşun …
Siz dost gel deyince gelmez misiniz…
Gelirsiniz bilirim hep hoş geldiniz…
Sizi Temmuz ayının 14'ünde teröre verecek bir tek canımızın dahi olmadığını bağırmaya,Ankara'ya, yine Tandoğan meydanına çağırıyorum…
Sizi teröre karşı omuz omuza
Yanyana, sırt sırta mücadeleye çağırıyorum
Eyy sessiz duranlar, acımızı acınıza eklemeye, göz yaşlarınızı göz yaşlarınıza katmaya,can verenlere can olmaya çağırıyorum sizi...
Sizi bir kez daha vatana, namusumuz olan bayrağa ve ahdevefaya çağırıyorum...
Hangi siyasi görüşten, hangi etnik kökenden, hangi dinden olursanız olun, hangi dilden konuşursanız konuşun...Gelin. Sizi terör denilen insanlık suçuna karşı durmaya,tek yürek olmaya çağırıyorum. Bayrağınızı, komşunuzu, dostunuzu, eşinizi, çocuğunuzu alın ve gelin...
Gelincik gelincik...
Bayrak bayrak...
Sizi ...
Türkiye'nin bütün gelinciklerini...
Ankara'ya bir olmaya, birlik olmaya,barışı ve kardeşliği yüceltmeye,teröre karşı durmaya...
Korkunun krallığını yıkmaya çağırıyorum...

 

 

 

 

Tuncay Özkan


Yorum (1) Yorum yaz!

...

Öyle sabah uyanir uyanmaz yataktan firlama
Yarim saat erkene kurulsun saatin
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandim diye sevin..
Penceri aç, yagmur da olsa, firtina da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakilli yika yüzünü serin serin
Geceden hazir olsun, yarin ne giyecegin
Ona harcayacadigin vakitte
bir dilim ekmek kizart
Çek kizarmis ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltinin keyfine..
Ayakkabilarin boyali olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çik evinden neseyle, karsina ilk çikana gülümse, aydinlik bir gün dile Sonra kos git isine, dünden, önceki günden, hatta daha da eskiden yarim ne kadar isin varsa hepsini tamamla, ohhh söyle bir hafifle
Bir güzel kahve ismarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de Hiç isin olmasada ögle tatilinde disari çik
Yagmur varsa islan, günes
varsa isin, hatta üsü hava soguksa
Yürü, yürürken saga sola bak, öylesine degil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen oksa, çocuk görürsen yanagindan makas al..
Sonra,söyle bir düsün, kimler sana yol açti, sen çok darda iken kimler seni ferahlatti,
hani kapini kimsenin çalmadigi günlerde kimler kapini tiklatti?
Ne kadar uzun zamandir aramadin onlari degil mi?
Hadi hemen ugrayabilirsen ugra, arayabilirsen ara
Hatirlarini sor, öyle laf olsun diye degil,
kucaklar gibi sor..
Bu sadece onlarin degil, senin de yüregini isitacak, yüzünde güller açtiracak..
Günün güzeldi degil mi? Aksamin da güzel olsun..
Yemegin ne olursa olsun, masanda illaki kumas örtü olsun..
Saklama tabaklari, bardaklari misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele degil, vazife yapar gibi hiç degil, söyle keyife keyif katar
gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik
biraktiklarini tamamlar gibi tadina var aksaminin..
Gece evinde, dostlarin olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadasim, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illaki saglik olsun!
Alıntıdır, yazarı bilmiyorum.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Aşkın büyüsü

 

Gerçek anlamda tanımı yapılamayan ender kavramlardan biridir aşk... Kimini mutlu eder, kimini mutsuz... Gelin, aşkı daha yakından tanıyalım
Aşkın yüzyıllardan beri tanımı yapılmaya çalışılır. Yalnız yazarlar, şairler, bilim adamları değil, belki her yeni aşık çift de kendilerince yeni bir tanım getirmeye çalışırlar. Bu, aşkın herkes için aynı olmadığını, zamana ve kişilere göre değişen bir duygu olduğunu gösterir. Ama yine de aşkın değişmeyen, evrensel bir yönü de vardır. Bu, iki insan arasında derin ve kalıcı bir ilişkinin kurulmasıdır. Hayatının şu ya da bu döneminde herkesin tatmış olduğu bir duygudur bu: İki insan bakışırlar ve birbirlerine çekildiklerini hissederler. Aşk, rastlantısal ve karşı konulmazdır. Aşık olan insan, aşık olmaya karar verdiği için yapmaz bunu; hatta başlangıçta çok derin bir ilişkiye bile girmeyi beklemiyordur . Aşk, planlanmamış, irade dışı gelişen bir duygusal harekettir.
Eski mitolojiye göre, aşık olmak insanın bilincini, iradesini ve yargılama yetisini askıya alır: aşk tanrısı okunu atar ve insan iflah olmaz bir sevdaya düşer.Hemen bütün toplumlarda, daha çok küçük yaşlarda çocuklara insan yaşamının bir amacının da evlenmek, sevmek ve sevilmek olduğu öğretilir. çevrelerinde herkes evlilikten, büyük aşklardan, erkek-kadın ilişkilerinden söz etmektedir. Ergenlik çağına geldiklerinde çocukların kafaları aşk ve sevgi hakkında bir yığın basmakalıp düşünceyle dolmuştur bile... ilk gençlik çağının ateşiyle, daha aşık olmadan aşk hakkında düşünmeye başlarlar. Bir çok genç, karşılaştıkları vakit 'gerçek aşkı' tanıyıp tanıyamayacaklarını merak ederler. Oysa böyle bir merak yersizdir, çünkü herkes kendi başına geldiğinde böylesine benzersiz bir duyguyu hemen ayırdedebilecektir. Bununla birlikte, aşkın hedefini bulamadığı da olur: insan şiddetli bir aşık olma arzusu taşıdığı, içini yakıcı bir sevda duygusu kapladığı halde bir türlü uygun bir sevgili bulamaz. Hiç bir eş adayı, karşı cinsten hiç bir kimse, içindeki kavurucu duyguya denk düşmemektedir. Bu durumdaki insanlar çoğu zaman aşkı idealleştirirler; ideal bir sevgili peşinde koştukları için, gerçekle bir türlü uzlaşamazlar.
Ünlü filozof Eflatun'un 'Şölen' adlı yapıtında şöyle bir efsane yer alır: İnsanlar başlangıçta küre biçiminde yaratıklardır ve öylesine becerikli, zeki, enerjik ve yaşam doludurlar ki, tanrılar kendilerini tehdit altında hissederler. Bu tehlikeden korunmak için bu küre biçimindeki insanları ortadan ikiye bölerler; insanın başlangıçtaki bütünlüğü kaybolur, biri dişi biri erkek olmak üzere iki tane yarım varlık çıkar ortaya. Bundan böyle bu yaratıklar hep yeniden bütünleşmeye, dişi ile erkeği birleştirmeğe çabalarlar; ve bütün enerjilerini de bu bütünleşme çabasında harcayıp tükettiklerinden ötürü de tanrılar için bir tehlike oluşturmaktan çıkarlar. Bu, aşkla ilgili iki doğruyu dile getirmektedir: birincisi, aşkın insanlara bir bütünlük kazandırdığıdır. Aşk, insanları yarımlıktan kurtarırken, onlara yalnızken sahip olamayacakları bir sınırsızlık ve tamamlanmışlık duygusu vermektedir. Ama aynı zamanda, bu bütünleşme insanların kendilerini harcamalarına tükenmelerine malolmaktadır. Aşık olan insanlar her türlü ihtiyatı elden bıraktıkları, serveti ve başka alanlardaki başarıları bir yana ittikleri için sonuçta mutlaka zararlı çıkmaktadırlar. Kuşkusuz, bütün geleneksel öyküler gibi bunun da anlattıkları da mutlak olarak kabul edilemez. Büyük aşklar yaşadıkları halde yaşamlarının diğer alanlarında da verimli olabilmiş kişiler olduğu gibi, sırf aşksız kalmaktan ötürü kısırlığa ve başarısızlığa mahkum olmuş kişiler de vardır. Belki söylenebilecek tek şey, aşkın öyle hafif ve iz bırakmadan geçen bir deney olmadığı, sevdaya düşen kişinin her türlü sonuca katlanmak zorunda olduğudur.

Yorum (1) Yorum yaz!